22 Ocak 2011 Cumartesi

Geçmem Bir Daha Kadıköy'den!





        Yazma isteğini içimde, ta derinlerde hissettiğimde küçük yeşil minibüsün ön koltuğunda oturuyordum. Etrafımdaki tüm kağıtların, kağıt parçalarının, vaktinde buruşturup çantama atıp biriktirdiğim faturaların, yanımda taşıdığım kitap ve dergilerin uzun zaman sonra yeniden yazmaya başlayacağım o an geldiğinde, her birinin, o beklenen yazının zemini olma potnsiyelini çoktan taşıdığını aklımdan geçirdim.


        Eğer telefonum UYAN alarmını çaldığında onu ertelemeseydim, gömleğimi buruşmuş manşetini ütülemeden giyseydim, sonrasında saati kaçırıp geç kalmasaydım, buna rağmen yavaş yürümeseydim ve o dolmuşa binmeseydim, dolmuşun ön koltuğunda başka biri oturuyor olsaydı ve ben oraya oturmasaydım, elimi çantama atıp o kitaba değmeseydim, elime aldığım kitabı okumaya başlamasaydım yahut o sayfayı okumuyor olsaydım, ben o sayfayı okurken o müzik parçası ağır ağır çalmaya başlamasaydı ya da ardından bir diğer sevdiğim şarkıyı söylemeseydi ses, işte tam o sırada kırmızı ışık yanmayıp yola devam etseydi yeşil minibüs, yazmak istemeyecektim. İstemeseydim yazmayacaktım.


         Böylesi güzel bir cumartesinin sabahından akşamına dek evin içinde öylesine oturuyor olmak tuhaf. Arada yemek yemek, tuvalete gitmek gibi ihtiyaçları karşılamak, sonra yeniden oturmak ve her nedense bunu yaparken de "nasıl da boş oturuyorum" diye düşünüp bu boş eylemin içini bir kez daha boşaltmak. Fakat dikkat ettiğinizde kendinizi oyalamayıp derin düşüncelere dalabildiğiniz anlardır bu boşluklar. İşte tam da bir boşluğun içindeyken "alışmak" dedim. Alışmak bu kadar kolay olabilir mi? Hoşa giden, istenilen şeye hemencecik "çok alıştım"deriz de, bağımlılıklardan kurtulmaya gelince iş "alışmış kudurmuştan betermiş"le sıyrılırız. Bunları düşündüm ama yenilerini de. Madem çok alıştım, madem kısa sürede alıştım, madem kolay alışmak, şimdi kendime bir oyun oynayacağım ve bu durumun tersine alışmaya başlayacağım. Yani başladığım noktaya geri döndüğümde, hiçbi şeyciğim kalmayacak;ilk günkü gibi olacağım.


        Pek tabii tek başıma bir gün geçirebilirim. Uzun günler de geçirebilirim. Yapacak bir şey bulabilir ve kendime değer verebilirim, yakın bir arkadaşım gibi kendimi sevebilirim. Ağlarken aynaya bakar, kendime acır ve sonra da kaşlarımı çatıp ciddi ciddi teselli edebilirim.Kendimi önemser ve zamanıma, aklıma, fikrime değer verip bir kimseye bağlanmayabilirim.Bir kimseden hiçbir şey beklemeyebilir, beklediklerimi kısabilirim. İnsan olmamaya, sevmemeye çalışabilirim. Başarırım belki. Kim bilir?...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder