ÇEKİLMEZ BİR ADAM
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra birde bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.
NAZIM HİKMET
Hayat ağır gelip de artık taşınamaz, itilemez ve tekerlek konsa da çekilemez olduğunda, kimseden daha da ağırlaşan "sizi" çekmesini bekleyemezsiniz. Zaman zaman hatta çoğu zaman kendime bakıp "Çekilmez biri oldum yine..."derim. Çekilmezliğimden nefret ederim, ona gülerim, o anki yalnızlıktan korkar ve nihayetinde köşeme sinerim. Yapacak şey yok. Uykusuzluk, aksilik, haksızlık... Hepsi toplanınca başıma, def edemem.
Geçen yaz yine böyle bir zamanda lacivert bir defter almıştım. Beni çeksin diye. Bunca aksiliğe tüm inceliği ve zarafetiyle yalnızlık da eşlik edince o lacivert defteri açar yazardım. Güzel yazmak, edebi metinler üretmek, bunları daha sonra okuyup haz almak sözkonusu değildi. (Değil haz almak, hala dün yazdığım yazıyı kendimin yazdığına inanmak istemem.) Sözkonusu olan konuşmaktı. Konuşmadan anlaşabilmekti. Anlaşmak değil; susup dinlenildiğin hissiyle hızla akıp gidecek olan sözlerin telaşı olmadan dingince yazmak, olmayınca üstünü karalamak ve yeniden yazmaktı. Lacivert defter neredeyse her sayfasına aynı şeylerin defalarca yazılıp karalandığı bir müsvedde oluverdi bir kaç günde. Aynıydım işte. Ne bir şey ekleniyordu bana, ne önceki gün yazdığımdan tiksinmekten vazgeçiyordum. Aynıydım.
Günler sonra unutuverdim defteri... Başka şeyler, başka kimseler meşgul etmeye başlamıştı beni sanıyorum, başka ne olabilir ki... "Çekilmeye" başlamıştım belki de, bilmiyorum. Defter kayboldu. O günleri nerede, nasıl geçirdi bilmiyorum. Onu unutmuştum. Aramadım, sormadım, iyi bir dostun yüce gönlüne sığınmış bir nankördüm. Keşke bir daha açmasaydım onu."Allah göstermesin"di.
Tabii ki gün geldi ve hayat işte. Bu bildiğiniz gibi bi hayat değil: benim hayatım. Şahsına münhasır "ben"im. (Her nankör şahsına münhasırdır) Çekilmez, aksi, lanet günler terk etmemişti; bense terk etmiştim lacivert defteri. Aradım, kaybolmuştu. Buldum. Özür dileyerek başladım söze. "Beni dinle." diye yalvardım. Ses çıkarmadı. Dinleyecekti mecbur.O "benim"di.
Hep kavga gürültüyle doludur defterim. Çünkü mutlu günlerde yazmak gelmez aklıma. Mutlu günler akıp gider, uçar, toz olur. Lanetlilerse arşivlenir lacivert kapağın içinde, mumyalanır, istese de ölmez, ölemez, izin vermem. Onlar da "benim" en nihayetinde.
Ve bir haber... Bundan böyle bu camdan deftere ve tuştan kalemlere sarıyorum. Ne acıdır ki mutluyken yazmıyorum, yazamıyorum. Lacivert defterim beni affet. Kimbilir belki de mutluluğu kıskanıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder