İşe başlayınca kendimi bir role sokmaya çalışmak farz oldu. Dalgın bir ben, durgun bir ben, dağınık ve yaratıcı bir ben olamazdım artık. Olsam işimi yapamam, olmasam da ben olamam. Hala böyle bir ikilemin içinde bocalıyorum.
İşe başlayınca ilk giydiğim rol, kendimden vazgeçme kararının elime tutuşturduğu, bana bol gelip üzerimde çok demode durmasına rağmen giydiğim roldü. "Öğretmen" gibi davranmak zorundaydım.Öğretmen nedir, nasıl olunur tabii ki bliyordum, fikrim elbet vardı, değerlendirmelerim ve kararlarım da. Ama şunu inkar etmem mümkün değildi: Benden daha çok zamandır "öğretmen" olan bir grup insan içinde "başka" olamazdım. En azından şimdilik.
Dün çoktandır almadığımı fark ettiğim, üniversitenin dört yılı boyunca da takip ettiğim, kızlar kafede tavla oynarken elimden düşürmeden bitirdiğim "Penguen" ve "Uykusuz"u aldım. Okula gitmek için minibüse bindim. Açtım ve okumaya başladım sayfalarını. Minibüs şöförüne ücreti uzattım: bir öğretmen!(Evet, burada öğretmenler, öğrenci tarifesiyle ücretlendiriliyorlar!) Paranın üstünü verirken aynadan bana baktı yaşlı şöför ve "Buyrun hocam."dedi. Hocam mı? Hoca ha? Ben...
Minibüsten indim ve okulun yolunu tuttum, ilerlerken de çantamdan, cebimden damarlar gibi bedenime dolaşmış kulaklık, mp3 çalar ve telefondan yavaş yavaş kurtulup, gerçek Emel rolümü soyunup bir yandan da "Hocam" ı giyindim. Okula varana kadar, mahallede yollarda yürüyen bilimum tanımadığım çocuğun "İyi dersler öğretmenim."ine gülümseyerek, çok azına "sağol" diyerek cevap verdim. "Öğretmenim." fena değildi.
Şimdiyse evde en gerçek Emel halimle, kendimle, pijamalarımla, laptop kucağımda, çayım elimde oturuyorum. Sakinim, senaryosuzum, doğaçlamayım. En iyisi de bu. "Blog yazmak" diğer etkinliklerim arasına yeni giriyor, henüz girmiş bile sayılmaz. Bunu şu nedenle söylüyorum, üç gündür basit bir bilgisayar oyununu saatlerce oynamaya başladım. Yeni alışkanlık. Tabii savunma mekanizmam devrede: Kafamı boşaltıyor.
"Dikkat et" diye uyardı beni Öğretmen Emel. "Böyle giderse bomboş bir kafayla kalakalacaksın!"
Olsun, dedim,sıkıntı olmasın da kafa boş olsun. Eee sevgili günlük, kolay değil istavritin günlüğü olmak!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder