14 Aralık 2009 Pazartesi

MUTLUYUZ,EVLENİYORUZ!


Buraya geldim geleli ev ve iş arasında gidip gelmekten başka bir şey yaptığımı hatırlamıyorum. Haftasonlarını mecburi seminerlere ayırınca elde kalan kuşa dönmüş zamanda da kendimi güncelliyorum. Eğer hali hazırda unutulmuş bir acı varsa tazeliyorum, bir sıkıntı varsa üzerinde düşünüp üstünden geçiyorum, sıkıntı yaratacak bi durumun ihtimali varsa da erkenden sıkıntısını yaşıyorum ki sonrası için deneyim sahibi olayım.
Velhasıl bu karamsar ve "yıkıcı ben"i de yanıma alıp yeni evli bir arkadaşımı ziyarete gittim bugün. "Yeni evli" sıfatının ışığı ve gıcır gıcır sesiyle açıldı evin kapıları. Karşımda aslında evliliğe karar verdiği günün sabahında hiçbir şeyin artık eskisi kadar özgürce olmayacağına kanaat getirmiş ama bu farkındalığa rağmen sahip olma ve sahip olunma gururunu taşıyan ve ikiye katlanmış sorumlulukları sırtlamaktan memnun bir gülümseme vardı. Önemsiz şeylerden şikayet ediyor, kendine gülüyor, ama başa çıkılması güç şeylere de büyük bir kararlılık ve güçle göğüs germeye hazır bekliyordu. Parıl parıl gözlerle bakınan gelin ve damadın fotoğrafları duruyordu bazı köşelerde. Evlilik evi süslüyordu, muntazam bir ev evliliğe mekan oluyor, evliliği destekliyordu. İlişki "evlilik" sözcüğüyle "ev" odaklı oluyor demek, diye düşündüm. Birlikte olan insanların akibeti aynı evde yaşamak olmasaydı muhtemelen buna "evlilik" de denmezdi o zaman. Uzaktan bakıyordum her şeye. "Darısı senin de başına." cümlesiyle irkildim. Ben neresindeydim bu "evlilik" sahasının, tek iken ömrümce "tek" kalacağıma eminken bir kişiyle ve bu ilişkinin muhtemel ilgilileriyle evi kalabalıklaştıracak mıydım? Daha sonraları yalnız kalmak istediğimde ne olacaktı ya da birini anlamak, onunla anlaşmak istemediğimde? Tüm bu kalabalık her şeyden haberdar olmak zorunda olmayacak mıydı? Ya bir gün "ev ortağım" başka birine aşık olursa, ya ben bu çılgınlığı yapsam? Bununla "mantık ve akıl" baş edebilecek miydi?
Karşımdaki büyük bir kahramandı. "Darısı başına"ya şuursuzca "Ben evlenmeyeceğim ki!" savunmasıyla karşılık verdim. Savunduğum neydi ki... İç çatışmalarım benimdi. Bunlardan ben mesuldüm. Kimseyi ilgilendirmezdi.
Düşünüp durdum tüm akşam, tüm gece... "Yalnız ben" , "yıkıcı ben"le iyice ilerletti sohbeti. Konuştular, dertleştiler. Ben sustum. Yapacak şey yoktu işte, yıkıyorlardı. En iyisi onlar bitirene kadar uyumak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder